Yayık Ayranı, Tereyağı ve Eğitime Dair

Güç Bende! Hareketi olarak temel hedeflerimizden birisi de, aramıza katılan öğretmen arkadaşlarımızın yararlanabileceği bazı bilgileri derlemek ve onların ilgisine sunmak. Bu bağlamda, Güç Bende! Hareketi’nin proje uygulama aşamasında izlediği 4 adımın (Gözlemle-Fikir Yürüt-Uygula-Paylaş) sadeleştirilmiş “Tasarım Odaklı Düşünme” yaklaşımı olduğuna daha önce değinmiştik.

Yazılarımızda ise bu 4 adımı ayrıntılı bir biçimde ele alarak öne çıkan bazı özelliklerine değinmeye ve bu bağlamda eğitim teknolojileri, yaratıcılık, empati, derse odaklanma gibi farklı konuları ele almaya gayret ediyoruz.

Bu yazı serimizde ise, Tasarım Odaklı Düşünme’nin ikinci adımı olan “Fikir Yürütme” bağlamında,  “farklı fikirler üretme, yaratıcılık, özgünlük” gibi konulara yeni bir bakış açısı getirdiğine inandığımız bir kitaptan derlediğimiz bilgileri size aktarıyoruz.

Yayık ayranı ile başlayalım.

Yoğurdu yayığa koyup, yayığı uzun bir süre çalkalayarak (yayık yaymak) tereyağ ve yayık ayranı elde ederler. Yaratıcılık ve analitik zekayı “Kalabalıkları Yenmek” kitabı kapsamında el alırken, konuyu bu bir örnekle açıklamaya çalışacağım.

Eşim, bir konuya alakasız diye görünen bir örnek ile girdiğimde genelde “merak ediyorum nasıl bağlayacaksın” der. Şimdide okurken öyle dediğini duyar gibiyim.

Kahramanmaraş/Afşin’deki annemlerin köyüne gittiğimizde tadı en çok hoşuma giden şey ekşimsi yayık ayranı olurdu. Yığma topraktan yapılı otantik köy evinin “tünel” denilen bölümünde bulunan buzdolabının yanına gitmek ve büyük bir “helke”ye konulan yayık ayranını içmek inanılmaz bir zevkti. Dolabın kapağının açık olduğunu ve beni elimde kepçe ile helkeden ayran içerken gören anneannemden azar işitirdim genelde.

Aslında yayığın görevi, ayran çıkarmaktan ziyade daha değerli olarak addedilen “tereyağını” çıkarmaktır. Eğitim sistemleri de genelde bu “terayağını” çıkarmaya, daha başka bir deyimle, eğitim süresince yapılan sınavlar ile en başarılı olanları bulup çıkararak, onlara üniversitede okuma şansı vererek toplumda daha iyi konumlara gelmelerini sağlar. Tabi bu süreçte ortaya çıkan ayran ise heba edilmez, güzel bir içecek olarak kullanılır fakat tabiki tereyağı kadar efdal olması tahayyül dahi edilemez.

“Kalabalıkları Yenmek” adlı ufuk açıcı kitabında Sternberg ve Lubart, geleneksel eğitim kurumlarında, birçok şirkette ve kamu kurumunda çoğu zaman “yaratıcılığın” ölçülmediği ve gereken ehemmiyetin verilmediğini tesbit ettiklerini söylüyor. Yazar Amerika’daki okullardan örnek vererek yaratıcılığın, eğitimin birçok safhasında önemli bir unsur olarak ele alınmadığından dem vuruyor ve öğrencilerin yaratıcılık kabiliyetlerinin ölçülmesi noktasına vurgu yapıyor. Birçok okulun değerlendirme notlarına ve karnelerine baktığını, neredeyse hiçbir okulda çocukların yaratıcılık ile alakalı özelliklerinin veyahut başarılarının herhangi bir şekilde değerlendirilmeye tabi tutulmadığını gözlemlediğini belirtiyor.

Örneğimiz ile hareket edersek, sütten elde edilebilecek diğer ürünler yerine sadece tereyağı çıkarmaya dönük bir sistematiğe sahip olan eğitim sisteminden,olarak öğrencileri değerlendiren, diğer bir ifade ile yalnızca analitik zekası kuvvetli öğrencileri önemseyen bir eğitim modeli yerine, öğrencilerin farklı yaratıcılık becerilerini de önemseyen, bunları destekleyen ve aslında her öğrencinin farklı bir yeteneğininin olduğu bilinci ile bunları ortaya çıkarmaya çalışan bir sisteme geçmenin gerekliliği ortaya çıkıyor.

Diğer bir deyişle, artık yayık yaymak yerine, entegre süt tesisleri kurarak, uygunluğuna göre sütün tüm bileşenlerini katma değeri en yüksek olacak şekilde değerlendirerek kaşar peynir, tereyağı, sürme peynir, yoğurt, ayran, meyveli süt, labne, kaymak vs. gibi farklı formlara dönüştürebilmek gerekiyor.

Yazarların Yale Üniversitesi’nde yaptığı araştırmalar, yaratıcılık kabiliyetinin üniversiteye girişlerde önemli bir kriter olarak göze çıkmadığını gösteriyor. Böylece sınıflarda arka sıralarda oturan ve bazen “adam olmayacağını” varsayarak önemsemediğimi, analitik zekası belki kuvvetli olmayan fakat birçok farklı alanda kabiliyeti olabilecek gençlerimizi sistem dışına itmiş ve bu yetenekleri heba etmiş oluyoruz.

Peki yaratıcılık neden bu kadar önemli? Ülkeler ve toplumların kalkınmasında “yaratıcılık” ve “analitik zeka” ne ölçüde katkı sunuyor? Sadece Analitik Zeka (IQ) yeterli değil mi? Bunlara da başka bir yazımızda değinelim.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *