Yaratıcı Özgüven

Her insan yaratıcı mıdır? Ya da doğuştan bazılarımız bu yetenekle mi doğarız? Peki bu yetenek sonradan geliştirilebilir mi?

Bu aralar neşeli iki kardeş tarafından yazılmış bir kitap okuyorum: “ Yaratıcı Özgüven — İçimizdeki Yaratıcı Potansiyeli Ortaya Çıkarmak “ (Creative Confidence — Unleasshing the creative potential within us all). Birisi Stanford Üniversitesi’nden, diğeri Berkeley Ünivesitesi’nden iki kardeşin yazdığı zevkli bir kitap.

Kardeşlerden birisi kansere yakalanıp artık sınırlı bir ömrü kaldığını anladığında kendilerine şu soruyu sormuşlar:

“Bu dünyaya ben ne bıraktım?”

Bu sorudan yola çıkarak bu kitabı yazmaya karar vermişler. Bu süreçte David (kansere yakalanan kardeş) kanseri de yenmiş.

David ve Tom aslında sadece bir akademisyen değiller. Aslında akademisyenlik onların ikinci mesleği de denilebilir. David ve Tom IDEO adlı tasarım şirketinin ve Stanford d.school’un (Design School)kurucuları.

Yaptıkları şey, şirketlerin ve kurumların yaratıcılık potansiyellerini ortaya çıkararak yenilikçi ürünler ve hizmetler sunmalarına, karşılaştıkları problemleri çözmelerine yardımcı olmak. Aslında bir bakıma kendileri, tabiri caiz ise, “EBE” olarak görev yapıyorlar.

Bebek değil ama fikir doğurtuyorlar.

Bu kitapta bu serüvenlerden bahsediyor bu tatlı kardeşler.

Peki ne diyorlar? Bu yazı kapsamında 3 tanesine değinelim.

1- Yaratıcılık aslında çoğu zaman sanatçılara özgü bir meziyet olarak görülür ve sanat dallarıyla daha çok özdeşleştirilir. Fakat bu yanlış bir inanıştır. Bir ayakkabı tamircisi, bir avukat, bir elektrikçi, bir akademisyen, bir doktor’da yaratıcı olabilir ve olması da gerekir.

2- Yaratıcılık sanki statik bir kavram olarak zihinlerde yer ediyor. Herhangi birisinin yaratıcılığı bir yetenekmiş, öyle doğmuş ve öyle de gidecek gibi bir algı var. Fakat bu tümden hatalı bir anlayış. Hepimiz son derece yaratıcı insanlar olarak doğarız, fakat daha sonra büyüdüğümüz çevremiz, sosyal çevremiz, kültürel kodlarımız bizim bu kabiliyetimizi iyileştirmemizde veya köreltmemizde rol oynarlar.

Yaratıcılık bir bakıma kol kası gibidir. Üzerine düşerseniz gelişir, düşmezseniz körelir. Ama o sürekli oradadır.

3- Yaratıcılığın en temelindeki unsur “özgüven”dir. Tom ve David kardeşler, onyıllar boyunca birçok firmada ürün geliştirme ve tasarım sürecini yönettiklerini, yüzlerce yönetici ve çalışan ile birlikte çalıştıklarını anlatarak, bir çok çalışanın yaratıcılık konusunda kendine güvenmediklerini gördüklerini anlatıyor. Fakat biraz kendilerine güvendiklerinde ve doğru metodları ve süreçleri kullandıklarında ise, kendilerinin bile inanamadıkları sonuçlar elde ettiklerinden bahsediyor. Bu işin anahtarının temelde kendine güven meselesi olduğunun altını çiziyor.

Hatta bazı örnekler veriyor. Bu konuda yaptıkları atölye çalışmalarında bazı yöneticilerin kaçamaklar yaptığını, bu süreçte telefon geldi deyip odadan çıktığından da bahsediyor. Temel korku: ben yaratıcı değilim. Fakat aslında bu durumun öyle olmadığını süreç içerisinde görüyorlar diyor yazarlarımız.

Devam edeceğiz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *