Eğitimin Aslî ve Tâlî Unsurları

Bir önceki yazımızda eğitimin aslî ve tâlî unsurlarından bahsetmiştik.

Peki bahse konu aslî becerilerin öğrencilere kazandırılmasından sorumluluk kimdedir?

En büyük sorumluluk öğretmenler ile birlikte toplumun kendisinindir.

Beni bunları düşünmeye yönlendiren ana sebep, öğrenciler ile son zamanlarda girdiğimiz diyaloglar oldu. Öğrencilerin dile getirdikleri sorunların bir çoğu yukarıda andığımız aslî unsurlar ile alâkalı.

Öğrenciler okulların, bahçelerin, parkların, sınıflarının, tuvaletlerin, kaldırımların kirli olmasından şikayet ediyorlar.

İnsanların birbirlerine saygı duymadıklarını, kaba söz ve hareketlerde bulunduklarını, güçlünün güçsüzü, uzunun kısayı, üst sınıfın alt sınıfı ezdiğini dile getiriyorlar.

Sokakta, caddede, toplu taşımada kendilerini güvende hissetmediklerinden dem vuruyorlar.

Kurallara uyulmadığını, çevre konusuna gereken özenin gösterilmediğini, insanların bencil olduğunu dile getiriyorlar.

Tüm bu sorunlarla boğuşan, etraflarına bakarak biz büyüklerinden gördükleri doğru olmayan davranışları ve uygulamaları kendi dünyalarına taşıyan, ve üzücü bir şekilde bunları yavaş yavaş içselleştiren ve normalleştiren bir nesil var karşımızda. Güç Bende! Hareketi kapsamında bizimle paylaştıkları sorunlar belkide onların son haykırışları.

Zamanla etrafın kirli olmasına, insanların birbirlerine kaba davranmalarına, güçlünün güçsüzü ezdiğine, güçlü olanın haklı da olacağına alışacakları ise, maalesef, gün gibi âşikar.

Peki sorumluluk kimin? Sorumluluk öğretmenlerin olduğu kadar velilerin, velilerin olduğu kadar sivil toplum kuruluşlarının, onların olduğu kadar milli eğitim bakanlığının, öğrencilerin kendisinin, üniversitelerin, şirketlerin, belediyelerin. Aslında herkesin.

Peki ideal bir ekosistem öğrencilere ne tür yetenekler kazandırabilir?

Ahmet Yüksel Özemre, Galatarasaray Lisesi’nin kendisine ne kazandırdığı sorulduğunda şu cevabı vermiştir:

“Galatasarayı Lisesi’nden almış olduğum eğitim bana:

Kendimi acımasız bir şekilde tenkid etmeyi,
2. Okuduklarımı ve duyduklarımı ancak sıkı bir tenkid süzgecinden geçirip elenmesi gerekli olanları eledikten sonra özümlemeyi, ve dolayısıyla da önyargılı olmamayı,

3. Hiç bir topluluğun, hiç bir ideolojinin kurukuruya tâkipçisi ve taklitçisi olmamayı, bilâkis bunları sıkı bir kritikten geçirerek gerçek yüzlerini ve izafî değerlerini teşhis ve tesbit etmeyi,

4. Kendime güvenmeyi,

5. Kütlelere sıkılmadan hitâb etmeyi,

6. Konuşurken kelimelerin nüanslarını iyi seçmeyi,

7. Gerek Türkçe’de gerekse Fransızca’da geniş bir kelime hazînesine dayanarak konuşmayı,

8. Herkese sabır ve müsâmaha ile yaklaşıp dinlemeyi,

9. Konuştuğum kimselerin anlayış seviyelerine göre hitâb etmeyi,

10. Mücâdele etmek gerekiyorsa hiç korkmadan hak bildiğimi sonuna kadar savunmayı,

11. En büyük fazîletin gerçeğe ulaşmağa çalışmak olduğunu,

12. Hatâlı olduğumu anladığımda da, bunu bir izzet-i nefis meselesi yapmadan, hatâlarımdan derhâl geri dönmeyi,

13. Her zaman temkin ve teenni ile hareket etmeyi, ve bilhassa

14. İnsanlara karşı âdil ve muhsin olmayı

telkîn etmiştir.

Bununla birlikte, şu anda aynı lisede okuyan öğrencilerin kendisine “ “Hocam sizin zamanınızdaki Galatasarayı Lisesi ne muhteşem imiş. Bizim okuduğumuz Galatasaray Lisesi ile kıyas etmek bile mümkün değil!” dediğini de aktarmış olalım.

Görüldüğü üzere, ideal bir iklimin öğrenciye kazandırdığı en önemli erdemler düzgün bir kişilik gelişimini mümkün kılması ve aklî melekelerin yerinde kullanımının öğretilmesidir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *