Çocukların gözüyle dünyaya bakabilmek…

Farklı boylardaki çocukların aynı sıralara oturmalarının bir sorun olduğu aklıma daha önce hiç gelmemişti.

Dünkü buluşmamızda öğrencilerin karşılaştıkları çok çeşitli sorunları birinci ağızdan dinleyince, öğrencileri daha çok dinlememiz gerektiğini bir defa daha anlamış oldum.

Öğrencilerle gerçekleştirdiğimiz bu buluşmaya algı dünyamızı konuşarak başladık. Etrafımıza duyargalarımız açık bir biçimde bakmanın önemini, kendi kendimize ördüğümüz bazı algıların bizi nasıl kör edebileceğini birlikte anlamaya çalıştık. Ne mi yaptık?

Öğrencilere çantamdan çıkardığım en az 30 milyon yıllık 3 tane nesne gösterdim.

Bu nesneler farklı türden deniz canlısı fosilleri idi. Peki ben bu fosilleri nasıl bulmuştum?

Ankara yakınlarındaki bir köyün yakınlarında dolaşırken, o bölgeye has bir dut ağacını keşfetmemiz ile başladı herşey.

Köyün içinden geçip dar bir vadide sonlanan sokağa arabamızla girdiğimizde artık yolun bittiğini anlayarak etrafa bakmaya başlamıştık. Kerpiç evler ve bazı ağıllar vardı. Tepenin yamacında öylece duran oldukça geniş gövdeli bir ağaç dikkatimizi çekti. Belli ki çok yaşlı bir ağaçtı bu. Yakından baktığımızda ağacın bir dut ağacı olduğunu fark ettik.

Araçtan inerek dutlardan yemeye koyulduk. Dutun tadı ve şiresi gerçekten diğer dutlardan oldukça farklıydı. Siyah ve dalından oldukça zor kopan, hatta kopmayıp elinizi kırmızıya yakın bir siyaha boyayan inatçı bir dut.

Dutu yemiş ve ellerimiz kıpkırmızı şekilde tepenin yamacındaki taşların üzerine oturmuştuk. Birden gözümüze kayanın yüzeyindeki bazı şekiller takıldı. Deniz kabuğu şekilleriydi bunlar. Biraz daha dikkatli gözlerle bakınca, bu tepenin eteğindeki kayalarda deniz kabuğu, deniz yıldızı ve ismini bilmediğimiz çok farklı deniz canlılarının fosillerinin olduğunu keşfettik. Daha sonra tekrar geldiğimiz bir vakit, evi hemen orada bulunan bir teyzemiz bize ne yaptığımızı sordu. Bizde kendisine deniz canlısı fosili aradığımızı söylediğimizde oldukça şaşırdı.

Teyzemiz, şaşkın gözlerle bize bakarak bu taşların milyonlarca yıllık deniz canlısı fosilleri olduğunu bilmediğini, taşlara fosil olabilecekleri gözü ile hiç bakmadığını söyledi. Evinin yanındaki kayısı ağacından kopararak ikram ettiği şekerpareleri de yiyerek oradan uzaklaştık.

Rastlantı eseri bulduğumuz bu fosiller aslında belki sürekli karşı karşıya kaldığımız bir gerçekliği bize tekrar hatırlattı. Bakmak ve görmek, algı ve gerçeklik, zihinsel tabular, duyargalar, çakralar…

Çevremizde bizim rastlantı eseri fark ettiğimiz bu tur birçok güzelliği, mucizeyi fark edemiyor olabilir miyiz? Algılarımız dünya ya bakışımızı düşündüğümüzden çok daha fazla yönlendiriyor olabilir mi?

Çocuklar fosilleri elden ele dolaştırıp meraklı gözler ile incelerken bunları konuştuk. Algılarımızın bizi nasıl yönlendirdiğine, bazen yeteneklerimizi veya etrafımızdaki imkanları fark edemediğimize değindik. Zihinlerimize örülmüş bu duvarları nasıl yıkabileceğimizi tartıştık.

Bu konuyla alakalı olarak ABD de yapılmış bir sosyal deneyi de öğrencilere aktardık.

Deney kapsamında dünyaca ünlü bir keman virtüözünden New York şehir merkezindeki bir metro istasyonu çıkışında keman çalması istenmil. Sokakta yaşayan bir insan görüntüsü verilmiş ve önüne de insanların para atabileceği bir kutucuk koyulmuş.

İnsanların birçoğu dinlemeye tenezzül dahi etmemiş. Dinleyen bazı yolcular bir dolar bırakmışlar. Sadece 1 yolcu müzisyeni çaldığı parçalardan tanıyarak 20 dolar vermiş. Fakat konser bileti yüzlerce dolara satılan bu sanatçıyı başka kimse fark etmemiş. Buradan yapılan çıkarım da yine aynı; algılarımız gerçeklikleri görmemizin önüne perde çekebiliyor.

Fakat bundan kurtulmanın yolu, en başta bu algı duvarının farkında olmak.

Peki başka ne yaptık? Diğer eğlenceli aktivitelerimize bir sonraki yazımızda değineceğiz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *